Yaşarken mi, anlatırken mi?

Her insanın hayatı birer hikaye matruşkası bence. Böyle iç içe geçmiş, olayları, karakterleri birbirine bağlı hikayelerden oluşuyoruz. Bu hikayeleri anlattıkça geleceğe taşıyoruz, hatırlıyoruz. Anlatmadıklarımız hiç yaşanmamış gibi yok olup gidiveriyor. Böylece geçmiş veya şimdiki hayatımız anlattıklarımız oluyor.

Masal anlatıcısı Judith Malika Liberman bir TEDx konuşmasında şöyle söylemişti: “Hayatımızı onu yaşarken değil, anlatırken yaratıyoruz.
Anlatmadıklarını unutursun. Sorun şu ki, bazen bazı hikayelerin içinde kayboluyoruz. Hep aynı hikayeyi anlatırsak başka bir hikayenin var olduğunu unutuyoruz!”

Judith çok haklıydı çünkü farkettim ki ne zaman kendimi bunalmış, tedirgin, kötü, mutsuz hissettiğim an varsa hepsi benim tekrara düştüğüm, bir şeye takılı kalıp sadece ona odaklandığım, olmasını çok istediğim, gerçekleşmesi için sabır gösteremediğim, ondan başkasını bırak anlatmayı aklıma bile getirmediğim hikayelerimin olduğu zamanlarda. Sonra etrafıma baktım ve bunun herkes için aynı olduğunu gördüm.

Hayatımızı gerçekten yaşarken değil, anlatırken biz yaratıyoruz. Kabullenmek ne  kadar zor olsa da belki de şu an kötü hissetmemize neden olan, içinde kaybolduğumuz hikayenin aslında çoktan sonu gelmiştir. Hep aynı hikaye yerine belki de bu kez farklı bir hikaye anlatmamız gerekiyordur ya da belki hikayeyi farklı anlatmamız gerekiyordur…

Bir Cevap Yazın