Bekledin, gelmedi mi?

Bazı şeyler vardır ki yaklaşmaya çalıştıkça uzaklaştığımızı farkederiz. Biz bırakmamak için direndikçe o bizden kaçar. Etki-tepki meselesi. Biz çektikçe o bizi iter. Biz sesimizi duyurmaya çalıştıkça o sağırlaşır.

Oysa bazen çabayla olmaz. Bazen bırakabilmek gerekir. Sadece kabul etmek gerekir. Durmak belki de..

Çünkü görmek istemeyene gösteremeyiz. Tıpkı yardım istemeyene yardım edemeyeceğimiz gibi. Bilmek istemeyene anlatamayız… Devamını oku →

Yaşarken mi, anlatırken mi?

Her insanın hayatı birer hikaye matruşkası bence. Böyle iç içe geçmiş, olayları, karakterleri birbirine bağlı hikayelerden oluşuyoruz. Bu hikayeleri anlattıkça geleceğe taşıyoruz, hatırlıyoruz. Anlatmadıklarımız hiç yaşanmamış gibi yok olup gidiveriyor. Böylece geçmiş veya şimdiki hayatımız anlattıklarımız oluyor.

Masal anlatıcısı Judith Malika Liberman bir TEDx konuşmasında şöyle söylemişti: “Hayatımızı onu yaşarken değil, anlatırken yaratıyoruz.
Anlatmadıklarını unutursun. Sorun şu ki, bazen bazı hikayelerin içinde kayboluyoruz. Hep aynı hikayeyi anlatırsak başka bir hikayenin var olduğunu unutuyoruz!” Devamını oku →

Huzurlu bir aşk..

“En önemli şey aşk, onu doya doya yaşa.”

Bu söz istisnasız gençliğine bakıp, tavsiye veren herkesten duyduğum bir söz. Ve itiraf etmeliyim ki bana dünyanın en saçma sözü gibi gelirdi. Aşk diye bir şey yoktu ya bence. “İlk görüşte aşk mı? Saçmalamayın. Çocukça. İnsan tanımadan birine bir şey hissedebilir mi? Zırvalık bunlar. Emin olmadan başlamam ben bir şeye.” diye bilmiş bilmiş konuşurken hayat yine yaptı yapacağını. İyi ki de yaptı!

Meğer emin olmadan hayatın elinden tutabildiğinde başlıyormuş oyun. Hayat, gözlerini bağlayıp seni bir yere götürüyor. Sen orada “sen” olabiliyorsun. Gelişiyor, değişiyor, dönüşüyorsun. Bunu da en çok aşık olunca yapıyorsun. Çünkü insana kendini, çevresini tanıtan, dağılmış parçalarını toplamasını sağlayan en güçlü duygu aşk! Devamını oku →

“Kötü biten bir ilişki sonrasında” demiş…

Aşk, aile, dostluk.. Tüm kategorilerdeki ilişkilerimiz eğer bize acı veriyorsa, canımızı yakacak şekilde sonlanmışsa yaşadığımız hayal kırıklığı ve mutsuzlukla bir daha aynı şeyleri yapmayacağımızı, yakın ilişkilerden uzak duracağımızı söyleriz.

Hissettiğimiz bu duyguyu, kendi içimizde yaşadığımız çelişkiyi ve nedenini kısaca anlatan bir yazı yazmış sevgili Zeynep Selvili. Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi… Devamını oku →

Yaşadığımız tüm olaylar, karşılaştığımız herkes bizim onlara yüklediğimiz anlam kadarlar

Aslında yaşadığımız olaylar büyük ya da küçük değil. Onlara o anlamı bizler yüklüyoruz. Yaşadığımız tüm olaylar, karşılaştığımız herkes bizim onlara yüklediğimiz anlam kadarlar.

Yaşadıklarımızı abartan da biziz, küçülten de. Büyüteç, mercek bizim elimizde! Her şey, herkes bizim yüklediğimiz kadar anlamlı, bizim verdiğimiz değer kadar değerli, bizim görmek istediğimiz kadar güzel. Devamını oku →

Tamamiyle seninle alakalı bir durum değil

Hepimiz günlük hayatlarımızda en çok birilerinin ne düşündüğü veya ne düşüneceğiyle ilgileniyoruz. Kafamızda geçmiş deneyimlerimizin, gözlemlediklerimizin, kültürümüzün, sosyal çevremizin etkisiyle belli kalıplarımız var ve her olay o şekilde ilerlemeli gibi bir tavra bürünüyoruz. Oysa herkes düşünmek istediğini düşünüyor, anlamak istediğini anlıyor, herkes her şeyi kendi zeminine göre yorumluyor. Bunun bizimle hiç bir alakası yok.  E haliyle suçlu, değersiz hissetmeye de gerek yok. Sana zarar vermediği sürece bırak belli bir kalıpta değil de bu kez de farklı ilerlesin. Kendi yolunu oluştursun. Akışın önüne durma.

Devamını oku →

Bir endişe bebeği efsanesinden

Hayatımızda duygu yoğunluğumuzun pik yaptığı dönemlerimiz olabilir. Tüm duyguların içinde bulunduğu beynimizdeki o kontrol odasında bir kaos çıkabilir bazen. Endişe bir taraftan konuşur, korku bir taraftan, derken neşe araya girmeye çalışır, hop geri kapı dışarı edilir filan.. Olabilir yani böyle dönemler. Tam ben de beynimdeki o kontrol odasının karmakarışık olduğu, her kafadan bir sesin çıktığı ve hiç birinin kesinlikle birbirini dinlemediği böyle bir durumda “Bunu napsam da çözsem?” derken Guatemala endişe bebekleriyle karşılaştım. Aslında duymuştum daha önce de ama işte hayat böyle, bazen tam zamanında karşılaşmak gerekiyor gerçekten anlayabilmek için. Devamını oku →

Duygular sadece duygudur, çözümlenebilecek sorunlar değil!

Yoğun duygular hissettiğimiz zamanlar neden böyle olduğumuzu anlamaya ve bu durumu çözümlemeye çalışırız. Bu mutsuzluk, kaygı, aşk, stres, heyecan dahil tüm duygular için geçerli bir durumdur. Oysa bunlar çözümlenebilecek “sorunlar” değildir. Bunlar sadece duygudur. Zihnimizde ve bedenimizde olan şeyi yansıtırlar. Bu yüzden çözümlenemez, yalnızca hissedilirler.

Duygularımızı hissedip, varlıklarını kabul ettiğimizde, onlardan kurtulma isteğimizden vazgeçtiğimizde doğal olarak ortadan kalkarlar. Aynı sabahları dağılan sis gibi.. Devamını oku →

Zihinlerimizdeki otomatik alarm düğmesi

Duygusal olarak bir kez sendelememiz diğerlerinin de ortaya çıkmasına neden olur ve aynı zamanda ağrı ya da acı olarak bedenimizde de kendilerini gösterirler. Tüm bunlar düşünce, davranış ve duyguları tetikler. Bir araya geldiklerinde ufacık bir duygusal sarsıntıyı bile bir fırtınaya dönüştürebilirler.

Zamanla oluşan olumsuz düşünceler, olumsuz ruhsal durumlar paniğe kapılmamızı kolaylaştırır. Bu tetiklemeler o kadar ufaktır ki farkına bile varamazsınız. Daha da kötüsü, olumsuz düşünceler çoğu kez yanıtlanması gereken acımasız sorular şeklinde ortaya çıkar. Başınızın etini yerler. Ruhunuzu yıpratırlar. Hemen bir yanıt isterler. “Neden böyle mutsuzum? Bugün neyim var benim? Nerede yanlış yaptım? Bunun sonu nereye varacak?” Devamını oku →

Bazen mutlu, bazen mutsuz ama hep huzurlu ve birlikte yaşadılar..

Bir ilişki nasıl olmalıdır?  İdeal bir tanım var mıdır bu konuda?

Aynı kültür olsa dahi farklı koşullarda, farklı ailelerde, bambaşka şekillerde yetişen iki bireyden söz ediyoruz.  Bu iki biricik varlığı herkes için aynı olan bir kalıba sığdırmaya gerek var mıdır gerçekten? Sahi, böyle bir kalıp olabilir mi?

İyi bir ilişki nasıldır diye sorsam hepimizin aklına mutlu anlar, keyifli geçirilen zamanlar gelir. Sanki her iki tarafında istekleri aynı olmalı, aynı heyecanları yaşamalı, aynı anda aynı duyguları hissetmeli, birbirini çok iyi anlamalı, hep eğlenmeliymiş gibi düşünürüz.

Oysa bence sadece iyi şeylerin olduğu bir ilişki “gerçek” değildir. Çünkü hayatın kendisi bir çelişkidir. Hayat iyi ve kötüyü beraber barındırır. Gerçek bir ilişki de öyle…

Küçüklüğümden beri en sevdiğim olan bir masalın sonu beni hep çok etkilemiştir; Bazen mutlu, bazen mutsuz ama hep huzurlu ve birlikte yaşadılar.

Umarım bir gün herkes birbirine ve özellikle kendine şu sözleri söyleyebilir; Devamını oku →

Toplam 5 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345