İçimize bahar gelsin

Her ayın 1’inde aynı şeyi düşünürüm. “Yeni bir başlangıç. Bu ay güzel geçecek.”  İnsan hayatında ne yaşarsa yaşasın, ne kadar umutsuz olursa olsun hep tutunacak yeni bir şey arar. Oturup kaldığı o yerden onu kaldıracak, kalkabilmesi için bir neden. Ufak bir cesaret… İçsel motivasyonumuz için yaparız bunu. Çünkü hepimizin bir ışığa, bir umuda ihtiyacı var… Hepimizin sevmeye, sevilmeye, farkedilmeye, şefkate, heyecanlanmaya, hissetmeye ihtiyacı var. İçimize baharın gelmesine ihtiyacımız var. Yenilenmek, tazelenmek, dallarımızda çiçekler açması hepimizin hakkı, hepimizin isteği…

Cesaret etmeden büyünmüyor

“Korkmaktan korkma! Ödün bile kopsun. Sonra kapa gözünü. Bas karanlığına. Belki biri taş döşemiştir kim bilir?”

İlk defa bir şarkıda duymuştum bu cümleyi.

-Korkmaktan korkma mı? Nasıl yani, korkmak kötü bir şey değil miydi?

Biz küçükken, oyun oynarken hep ne kadar korkusuz olduğumuzu söylerdik. Ben aslandan bile korkmazdım mesela. Annemle babam da hep “Benim kızım hiçbir şeyden korkmaz.” derlerdi. Ben bunca yıl hiçbir şeyden korkmam diye gezindim. Hani korku kötü bir şeydi?  Devamını oku →

Düşünmeyi ertelediğimiz konu: Evlilik

Toplum yapısı, insanların mutluluklarına en çok etki yapan kararlardan uzaklaşarak, mutluluğa pek az etki yapan kararlarla oyalanacakları şekilde biçimlenmiştir. Verdiğimiz en önemli karar kiminle evleneceğimizdir.

-David Brooks, Politikacı ve Sosyal Yorumcu

Üniversite 1. Sınıftayken YGA’ya seçilip İstanbul’a gittiğimde (YGA bir liderlik akademisi, merak edenler için:  www.yga.org.tr ) büyük şirketlerin yöneticilerini, kurucularını, başarıları sadece Türkiye’ye değil dünyaya yayılmış bilim insanlarını dinlerken bir şey dikkatimi çekmişti. Hepsi konuşmalarının başında veya sonunda Devamını oku →

Yapmam gerek ama içimden gelmiyor

Son zamanlarda ne çok kullandığım bir cümle;  “Yapmam gerek ama içimden gelmiyor!” Kendimde bunu farkettikten sonra bir şey daha dikkatimi çekti; çevremden bu cümleyi ne kadar çok duyduğum!

Bir şeyi yaparken içten gelmesi konusundaki düşüncelerimden bahsetmiştim önceki yazılarımda. Kısaca değinecek olursam; bazı zamanlar yapmamız gereken şey her ne ise yapmak istemeyiz, içimizden gelmez ve gerçekten güzel yapamayız, işkenceye döner o bizim için. Tam bir eziyet. O yüzden öyle zamanlarda durup biraz dinlenmek gerektiğini düşünürüm ben. Biraz izin vermek gerek derim. Devamını oku →

Sana nasıl davranılmasını istiyorsan önce sen kendine öyle davran..

Bir gün derste çok sevdiğim bir hocam ağır bir vakadan bahsediyordu ve dedi ki: “Herkes bu adamın yaşadıklarına baktığında büyük bir sıkıntı görebilir, türlü hastalık isimleriyle adlandırabilir ve bunu dile getirebilir ama ben, değişimi için bir fırsat görüyorum.”

Kendi içimizde kaybolduğumuz zamanlarımız olabilir, sıkıştığımız; çevremizi, kendimizi suçladığımız, kendimizden bile sıkıldığımız, kendimizi bile sevmediğimiz, yaşadıklarımızın ağırlığını hissettiğimiz zor anlarımız olabilir. Devamını oku →

Kalplerimizdeki derin çizgiler

İnsanız. Anlaşılamadığımızı, anlatamadığımızı düşündüğümüz, eksik hissettiğimiz anlarımızda yükseltiveririz sesimizi. Daha yüksek anlatmaya çalışırız. Ne yapacağımızı bilmeden eller, kollar, vücut girer işin içerisine. Sanki daha yüksek anlatırsak anlaşılacakmış gibi. Oysa sözlerini anlamadığımız ya da dinlemek istemediğimiz bir müziğin sesini ne kadar açarsak açalım bu anlamamızı kolaylaştırmayacaktır. Hatta tam tersi rahatsız olacak, iyice soğuyacak, bir daha dinlemek istemeyeceğizdir. İşte bazen en güzel tepki sessiz çığlıktır. Karşıdaki duymaz, anlamaz sanırız ama asıl o zaman gerçekten duyar ve gerçekten görür. Devamını oku →

Var olmaktan çok boy gösterilen mekan.!

Sosyal medyalar hayatımızın tam ortasında. Küçük büyük, genç yaşlı herkes sosyal medyaları kullanıyor. Faydaları ve zararları tartışma konusu elbette ama ben bunlardan bahsetmeyeceğim. Benim dikkatimi çeken başka bir durum var o da mutsuzluğumuz! Sosyalleşmek, iletişimi arttırmak, bağlantılarımızı kuvvetlendirmek, eski arkadaşlarımızı bulmak amacıyla adım attığımız sosyal medyalar aslında o amaçla kullanılmıyor. Görüyorum ki bir çoğumuz için Facebook, Instagram, Snapchat vs. arkadaşları  aramaktan çok arkadaşlara “bakmak” anlamına geliyor. Devamını oku →

“Kimlik Sermayesi”

20’li yaşlar büyülü bir dönem. Bunalımın, arayışın, kendini keşfetmenin ve hatta kendini bulmanın barındığı, kişilik hamurunun şeklinin iyice oturduğu artık detaylara geçildiği, hayata daha gerçekçi bakılmaya başlanılan bir dönem. Önceden insanlar yaşam şartları dolayısıyla hem iş hem aile kurmak bakımından hayata daha erken atılırlarmış. Fakat şu an böyle bir durum söz konusu değil. Önceden 20’li yaşlar iş,aile kurma yaşı olarak görülürken şimdilerde bu algı yerini gezip tozma, eğlenme, özgürlük, yaşayabileceklerini yaşama gibi düşüncelere bırakmış durumda. Her şey zamana fazlaca Devamını oku →

Şeker Portakalı

img_2489

Kuşkusuz okuduğum en derin kitaptı. Küçüklüğümden beri defalarca elime almama rağmen bir türlü okuyamadığım, hep ‘bu kitabı zamanı geldiğinde okuyacağım.’ dediğim bir kitaptı. Unutmuştum. Bir gün ansızın bir arkadaş tavsiyesiyle karşıma çıktı. Başlayayım bir artık dedim. Bir solukta bitti. Aldığım nefesi daha geri veremeden bitti kitap. Devamını oku →

Hayat bir puzzle mı?

Tesadüflere inanır mısınız?
Ben inanmam. Ben her şeyin bir nedeni olduğunu düşünürüm. Küçük ya da büyük, farkedilir ya da farkedilmez ama bir nedeni vardır. Bazen hiç beklemediğiniz küçücük bir rastlantı hayatınızı değiştirmeye yeter.! Ya da belki de bir başkasının hayatını değiştirmeye yeter kim bilir.! Buna mucizelere inanmak mı dersiniz yoksa kadercilik mi bilmem ama “olacak olan oluyor” bunu biliyorum. Ve her Devamını oku →

Toplam 5 sayfa, 2. sayfa gösteriliyor.12345