Huzurlu bir aşk..

“En önemli şey aşk, onu doya doya yaşa.”

Bu söz istisnasız gençliğine bakıp, tavsiye veren herkesten duyduğum bir söz. Ve itiraf etmeliyim ki bana dünyanın en saçma sözü gibi gelirdi. Aşk diye bir şey yoktu ya bence. “İlk görüşte aşk mı? Saçmalamayın. Çocukça. İnsan tanımadan birine bir şey hissedebilir mi? Zırvalık bunlar. Emin olmadan başlamam ben bir şeye.” diye bilmiş bilmiş konuşurken hayat yine yaptı yapacağını. İyi ki de yaptı!

Meğer emin olmadan hayatın elinden tutabildiğinde başlıyormuş oyun. Hayat, gözlerini bağlayıp seni bir yere götürüyor. Sen orada “sen” olabiliyorsun. Gelişiyor, değişiyor, dönüşüyorsun. Bunu da en çok aşık olunca yapıyorsun. Çünkü insana kendini, çevresini tanıtan, dağılmış parçalarını toplamasını sağlayan en güçlü duygu aşk!

Öyle bir şey ki, çok acayip, duygusal bir körlük yaratıyor insanda. Nefes aldığını hissediyorsun. Sanki bu zamana kadar hiç gerçekten nefes almamışsın gibi. Aslında eksik bir parçan olduğunu onunla tamamlandığını hissediyorsun. Bir canlı olduğunu farkediyorsun. İçinde bir şeyler kıpır kıpır, zıplayıp duruyor. “Hem ilk hem sonmuş gibi, en güzeli oymuş gibi, bunca yıl beklemiş gibi, beklediğine değmiş gibi.” demiş ya şarkıda tam da bu işte. Her gecen, her gündüzün, hayatının her anı onunla dolu. En ilginç yanı ise tüm bunlar olurken o kişinin gerçekten yanında ya da karşında olmasına gerek yok. Beklentisiz, koşulsuz, sebepsiz hatta anlamsızca sadece seviyorsun! Çok mantıksız ama çok gerçek!

Yanıyorsun, kül oluyorsun, korkuyorsun, beklemekten kuruyorsun, üzülüp, ağlayıp, sızlanıp her duyguyu yaşıyorsun. Ama yine de içinde tatlı bir huzur. Onu görünce, duyunca, hissedince hepsine değen bir acı. Meğer acının tatlısı da olurmuş hatta huzurlusu da. Meğer her şey aynı anda hem çok imkansız hem de bir o kadar da imkanlı olabiliyormuş. Kederin içinde umut ve sevgi yeşerebiliyormuş.

Meğer Nil haklıymış; insan sırılsıklam aşık olmalı ki kurumasın..

Meğer aşk, her gün doğudan doğan bir güneş gibi gerçekmiş. Bir mucizeymiş. Tasavvufta dediği gibi, nasıl ki güneş toprağı ısıtır, karanlığı ışıtır, meyveleri olgunlaştırır tıpkı bunun gibi işte. Aşkta insanın hamlığını giderir, erdirir, olgunlaştırırmış.

Meğer büyük bir aşk sadece filmlerde olmazmış. Bir kalp birini görünce küt diye durabiliyormuş. O sana o kadar tanıdık gelebiliyormuş ki, şaşırıp kalıyormuşsun.

Meğer aşkın tadıyla değişiyormuş insan..

Meğer aşk insana küçük mutlulukları büyütmeyi öğretiyormuş, her gün şükretmeyi daha da anlamlı hale getiriyormuş.

Meğer kalbinin birisinin ismiyle atması bu demekmiş.

Meğer ilk görüşte aşk varmış, ismi de gönül çarpılmasıymış.

Meğer sadece huzurlu bir aşk yokmuş, aşkın kendisi huzurmuş!

 

Bir Cevap Yazın